Mykonos Mükemmeldi
Yazar: admin | Kategori: Ada Tatil
Gezi Tarihi : 13.07.2006 – 18.07.2006
4 kişilik bir grubun Mykonos adasına yaptıkları gezideki anıların paylaştıkları bir makale. Mavi Hayat kullanıcıları ile paylaşan İbrahim ‘e teşekkürler. Sizlerinde anlatmak istediginiz anınız varsa yukarı da ki İçerik Ekle linki ile bizlere yazabilirsiniz.
İstanbul’dan gayet keyifli bir şekilde, işlerini bitirmiş, kalabalık bir grup olarak 4 çift Atlas jetin kontuarında buluştuk. Uçuş saati gerçekten çok yerindeydi ama ne yazık ki yarım saat falan rötarlı kalktık. Fakat daha havaalanında Mikonos’un eğlence havasına girmeye başladık. Uçuş 55 dakika sürdü ve uçak bizim 1980 ler deki Adana havaalanı gibi bir alana indi. En komiği uçak iniş pistine indi, tam olmasa da sonuna kadar gitti ve orada bir ileri ve bir geri manevra ile dönüp aynı yerden terminalin önüne geldi. Tam diyordum ki bunlar burada girişte bizlere eziyet çektirirler diye, hiç sorgu sual olmadan vize sayfasına bakarak süper rahat bir şekilde “Avrupa’ya” girdik. Fakat girerken de çok güldük çünkü gelen insanların giriş yapacağı 2 giriş kapısı var, her giriş kapısında da bir polis oturuyor ama ortada da resmi giyimli bir kişi var; bu ne yapıyor falan derken anlaşıldı. Tek giriş mührü var. Adam mührü bir o polise taşıyor bir bu polise… Neyse evden çok da uzak olmadığımızı anladık…Daha önceden rezerve ettirmediğimiz 9 kişilik aracımızı çok rahat bir şekilde sıkı bir pazarlıkla kiralayıp 5 km uzaklıkta olan otelimize doğru yola çıktık. 9 kişilik Van aracımız için Hertz şirketine 3 gün için ödediğimiz bedel € 420.- (Bu arada 3 günlük benzin için de € 60.- ödedik). Saat 20.00 ye gelirken hala harika bir güneş vardı ve biz İstanbul’dan aldığımız enformasyon doğrultusunda güneşi batırmak için merkezdeki Caprice bara doğru giderken benden başka 7 kafadan da farklı sesler çıktığı ama direksiyonda da ben olduğum için doğrudan otele yöneldik. Otel buradaki 15 beach den biri olan Megalo Amos da ama otel odaları kötü. Tek avantajımız şehir merkezine 300 mt. Uzaklıkta olması. İstersen yürüyerek git. Bir de ucuz. Sabah 9.00 da terk edip sabah 4.00 de girdiğin bir yer için de çok fazla para ödemek enayilik değil mi ??? Ayrıca otel personeli de gayet kibar ve yardımseverdi. Bize akşam gezmeleri ile ilgili bir sürü bilgi verdiler. Ama kaldığımız Mykonos Bay Hotel yine de en iyi 3 yıldız otel de değil. Kısaca odaya yerleştikten sonra herhangi bir yere rezervasyon yaptırmadan şehre indik. Çok sempatik bir sahil ve yel değirmenleri var. Bu bölgeye Little Venice deniliyor. Gerçekten de Venedik’e benziyor. Buna ertesi gün daha emin olduk. Nasıl insan kaynıyor anlatılır gibi değil. Artık acıkmaya başlamıştık saat 22.00 yi geçmesine rağmen restoranlarda kimse yerinden kalkmadığı gibi birçok insan da yeni gelmeye başlıyor. Otel resepsiyonundan bize önerilen ve verilen bilgiye göre biz de Niko’s isimli bir restoranda masamız hazırlana kadar bekledik. Bu arada sürekli aradaki küçük dar sokaklara girip bakıyoruz ne var diye. Çok sempatik restoranlar, barlar ve klüpler var. Mikonos artık dünyanın gay başkenti olmamakla birlikte renkli, tüysüz ve frapan erkeklere, erkek kılığında kadınlara da rastlanıyor. Erkek erkeğe ve kadın kadına el ele ve sarmaş dolaş dolaşan insanlardan da var etrafta. Niko’s da harika bir yemek yedik. Izgara ahtapot çok iyiydi. Bize ayrıca önerilen balık restoranın adı Kounelas’ dı; ara sokaklarda gittik gördü gayet güzeldi ama biz yemedik. Her ikisi de çok turistik olmayan – hoş burada her şey çok turistik ya neyse – restoranlar sınıfında. Niko’s da ödediğimiz para iki kişi € 90.- o kadar çok yemek Uzo ve şaraba rağmen oldukça makul bir fiyat. Saat 02.00 ye doğru çıkıp ara sokaklarda dolanarak yine bize İstanbul’dan önerilen Astra’ya doğru yürümeye başladık. Astra ve üzerinde bulunduğu sokağın barları tam “see and to be seen” tarzı barlardan. Tam bir piyasa caddesi… Biz Astra’ya girdik anormal kalabalıktı orada takılacağımıza tam karşı çaprazındaki Agyra’ya girdik. Bir baktık bizim Zeynep-Sami Erol ve Handan-Mustafa Öney önümüzden geçiyorlar. Samiler 4 yıldır geliyorlarmış ve 1 hafta kalıyorlarmış. İçkilerimiz bitirdikten sonra yürüyerek yel değirmenlerinin arkasındaki otoparka bıraktığımız arabamıza doğru giderken Sea Satin Market Caprice in önünden geçerken ertesi gece için yer ayırttık.
Ertesi gün taa İstanbuldan yer ayırttığımız N’ammos’a yani Psarou Beach’e gideceğiz. Öncelikle arabamızla adanın en sonundaki Lia Beach’e kadar gidiyoruz. Koylara girip çıkıyoruz, yanlış yollara sapıyoruz tekrar geri dönüyoruz. Doğa olarak taş ve denizden başka bir şey yok ama adamlar bunu gerçekten iyi satıyorlar. Lia plajını çok önermişlerdi ama hiç bir numara yokmuş, veya biz biraz erken gelmiş de olabiliriz. Malum Yunanistan’da hayat çok geç başlıyor. Psarou ya geliyoruz. Gereçekten muhteşem bir su, koyda harika tekneler var, zenginlik şıklık…N’ammos da sürekli şefimiz George’u (Yorgos) taciz ediyoruz hangi masa bizim diye, ısrarla sizi üzmeyiz diyor ama masayı göstermiyor. Plaj çok güzel ama biraz fazla aile plajı çocuklar falan bağrış çığrış ortada. Bize verdikleri şezlongları beğenmediğimiz için kendimizi bara atıyoruz. Rose şaraplarımızı ve yanındaki leziz somonlu kanepeleri keyifle götürüyoruz. Herkes tam havasında… Saat 14.30 da N’ammos a geçtik. Gerçekten de suratsız George bize en güzel masayı verdi… Yemek ve içkiler harika. Burada da humus diğer mezeler arasında öne çıkıyor. Cacıki, keftelaki (buranın köftesi) ve özellikle greek salad çok hoşumuza gidiyor. Hesap erkek başı € 130.- Buna bardaki içkiler ve frapeeler dahil değil. Müzik ve ambiyans çok güzel. Yaşadığımız tek nahoş olay daha önce çantaya koyduğumuz menüyü Sevil’in bir şey almak için çantayı açtığında bir garsonun görüp bunu alamazsınız deyip çantadan alması oldu. Tamam, adam haklı koleksiyonum için alabilir miyim diye sormadık ama alt tarafı bir menü. Sağ olsun Memo bana hemen yenisini aldı. Akşam çok geç kalmadan saat 18.30 gibi kalkıp otelde üstümüzü değiştirip güneş batışını seyretmek için hazırlanıp Caprise’e gittik. Caprice’de gün batımı gerçekten çok keyifli. Ama o civarda bir sürü yer var. Caprice çok dar 5 kişi ancak oturabiliyor orada yer yoksa Aqua Taverna, Galleraki, Kastro da çok keyifle oturulacak ve gün batımı seyredilecek yerler. Bizim kızlar şanslıydı Caprice de sıralandılar güneşi orada batırdık. Caprice’in içi de uçuk bir yer, her saat içeride insanlar parti yapıyorlar. İsimlerini vermeyeyim ama Türkiye’den tanıdığımız birçok kişi de orayı seçenlerdendi. Akşam saat 22.30 da Sea Satin Market de rezervasyonumuz var o yüzden 1,5 saat dolanmaya karar veriyoruz. Ara sokaklar gerçekten heyecan verici ve keyifli. Aralarda gezerken adanın ünlü maskotu Pelikan 2.Petros’u da görebilirsiniz. Hayvan sürekli gagasıyla kanatlarını kaşıyor. Sevimsiz bir hayvan ama neticede adanın maskotu. Butikler falan çok zevkli. Saatimiz gelince Sea Satine yollanıyoruz. Burası deniz kenarında oldukça büyük bir bahçe fakat çok açık olan deniz kenarı fazlaca esiyor. Bize de oldukça korunmasız yerdeki bir masayı ayırmışlar. Hemen bizim uyanık kızlar kenarda tam girişte bir masayı ne yapıp edip alıyorlar. Genelde Mikonos’lular biraz suratsız ama size hiç problem yaratmıyorlar. Burada Türk usulü az meze yedik ve üstüne Oğuz ile Memo’nun seçimi ile müthiş bir sinariti mideye indirdik. Balık kalın cam bir platform üzerinde geliyor. Oğuz balık fiyatını biraz fazla bulmuştu (kg fiyatı € 80.-) ama çok keyifliydi. Gelen hesap erkek başı (2 kişi) € 110.- Finalde yediğimiz tatlı – ki biz bunu profiterol gibi gördük ama Lokmaresmiş – yani bildiğimiz İzmir lokması – bizi bitirdi. O kadar lezzetliydi ki parmaklarımızı da yedik. Sea Satin in bir özelliği banttan yüksek sesle yunan müziği çalıyor ve insanlar bağrış çığrış eşlik ediyorlar. Hızlı parçalarda herkes masaların üzerinde oynuyor. Bizim hemen arkamızda ki masada genç bir adam öyle güzel ve sempatik oynadı ki bizler de bayağı alkışladık kendisini. İşletmenin ikramı Mastika’nın sunuşu çok güzeldi. Valla adamlar öncelikle gözünü doyuruyor. Yine arabamıza gitmeden önce dolandık ve Belvedere otelinin içindeki Nobu’yu arayarak – bulamadan- yel değirmenlerinin arkasından arabamızı aldık ve otele döndük.
Bugünkü seçimimiz daha önce gezip gördüğümüz ve bir fikir sahibi olduğumuz Paraga Beach’deki Kalua. Daha önce saat erken diye buranın en ünlü yerlerinden biri olan Paradise Beach’deki Cavo Paradiso’yu görmeye gidiyoruz. Tabi ki o saatte hiçbir numara yok. Ama özellikle gençlere gece gitmelerini öneriyorum. Gelelim tekrar Kalua’ya… Mikonos’a giden herkese tavsiye edeceğim bir yer. Süper bir müdürü var. Kızın adı Urania . Eskiden bir Türk ile evliymiş. Saat 12.00 de gittiğimiz Kalua’dan saat 19.00 da zom vaziyette çıktık. 8 şişe roze, 1 absolut ve 1 mastikayı bitirdik. Sevgili Haluk bile Memo ile bana bakarak siz beni aşarsınız, ben bile size yetişemem diye bir de yorumda bulundu. Buradaki yiyecekler de şahaneydi. Saat 18.00 den sonra parti başladı. İnsanlar bar masasının üzerinde dans ediyor. Bizim birçok Türkçe şarkı yunanca sözler ile insanları harekete geçiriyor. Tüm öğlen ve akşam üzerinin bize maliyeti erkek başı € 130.- olarak gerçekleşti. Buradan çıkıp bize çok söylenen Süper Paradise Beach deki partiye gittik. Orası iyice kopmuştu. Yaş ortalaması 24-25 lerde falan insanlar masaların üzerinde dans ediyorlardı. Hiç içki falan dahi almadan 10-15 dakika kalıp otele döndük ve akşam gideceğimiz La maison de Catherine için hazırlanmaya başladık. Bu sefer liman kısmına park ettik ve yürüyerek gittik. Catherine sempatik, şık ve oldukça eski bir yerdi ama bence gidilmesi çok şart da değildi. Pahallıydı ama öğlen çok içki içtiğimiz için fazla alkol almadığımız için nispeten ucuza çıktık. Herkes tek yemek yedi ve 2 şişe şarap ile adam başı € 50.- kurtulduk. Buradaki kırıtan tüysüz erkek garson- hoş buranın tüm personeli gaymiş- kahve ve tatlı satamadığı için bize bayağı bozuldu ama biz tatlı ve kahve yi sonra merkezdeki meydanda almak konusunda kararlıydık. Kyriaki meydanındaki Waffel çok lezzetliydi. Buralarda oldukça çok sayıda gay bar vardı. Hatta bir tanesinde ki buranın en eski gay barıymış - Pierro’s ,dragqueen showları vardı. Daha sonra bize önerilen sahibi türk bir kadın ile evli olan Güzel bara gititk, gözümüz tutmadı ama gidenler eğlenmişler…
Son gün akşama kadar vaktimiz var, biz de önce Panormos Beach’e gidiyoruz beğenmiyoruz – aslında Kiki’s buranın en in öğlen yemeği lokantası, akşam servis yok çünkü elektrik yokmuş ve biz de Kalo Livadi Beach’e geldik. Su yine harika, tertemiz. Buradaki öğlen yemeğimiz ise Sol y Mar’da. Kesinlikle seyahatin “highlite”larından biriydi. Yemek müthişti. Sahibi ile tanıştık, İstanbul’daki Hünkar’ın sahibini getirip burada Türk mutfağından örnekler pişirtecekmiş falan. Dipler çok lezzetliydi. Yine bence bu seyahatin en keyifli gastronomik deneyimini de burada yaşadık. “Squid with pesto”. Fesleğenli sübye. Her ne kadar sübye taze olmasa da (dondurulmuş) fesleğen ile öyle güzel olmuş ki hemen ikinciyi de söyledik. Yemek olarak her yerde çok keyif almamıza rağmen yine de bence burası seyahatin yemek olarak en iyi olan restoranıydı. Aslında mecburen saat 15.30 da yemekten kalkmak zorundaydık, çünkü uçak 18.00 deydi ve havaalanında daha arabayı falan teslim etmek lazımdı. Ama bir daha buraya gelecek olursam emin olarak söylüyorum ki Kalo Livadi de daha uzun zaman geçirir en azından yemeğe 4 saat falan ayırırdım.Pırıl pırıl güneş altında eşyalarımızı toplayıp havaalanına doğru yola çıktık. Havaalanı Chora (Hora) ya yakın. Kalo Livadi ise adadaki ikinci şehir Ano Mera’nın dibinde. Hoş iki şehir arasındaki uzaklık 15 dakika bile değil… Arabayı falan bırakmak 3 dakikamızı bile almadı. Aslında burada hayat çok kolay… İnsanlar genelde oldukça yardımcı oluyorlar. Hepsi muhakkak İngilizce biliyor ve Türkleri de seviyorlar. Yalnız Havaalanında bir salaklık var. Online bilgisayar yok. Dolayısıyla İstanbul’dan online check in yapıldığında buradan uçamama ihtimali var. Burada da Şerife sağ olsun biletlerin hardcopylerini (yani basılı bilgisayar çıkışlarını) aldığı için zahmetsizce işimize hallettik. Sadece rezervasyon numarası veya bilet numarası ile gelenler İstanbul ile birkaç telefon görüşmesi yapmak zorunda kaldılar. Son alışverişlerimizi de yaparak rötarsız olarak uçağa bindik ve tam 50 dakikada İstanbul’a döndük. Burayı eğlenmesini seven, iyi yemekten hoşlanan, rahat yaşamak isteyen acelesi olmayan, abartıdan hoşlanmayan herkese kesinlikle öneriyorum. Hatta bu sezon bir kez daha bile gitmeyi düşünebilirim..
İbrahim Temo



Son Yorumlar